19 Nisan 2010 Pazartesi

Bisiklet


Nerdeyse 1.5 sene olacak Amsterdam'a taşınalı ve ben cumartesi günü bisikletli olabildim. Tabi ki eşimin zoruyla:) Dilinde tüy bitmişti adamın alalım demekten ama ben binemem diye yanaşmıyordum bir türlü. Sonunda canına tak dedi ve cumartesi günü tıpış tıpış gittik ve aldık. Tabi benim boyuma göre olanını bulmakta zorlansak da, malum adamlar bize tepeden bakıyorlar. 1.60 lık boyumla onların bindiği bisikletler beni korkutuyordu. Nostalji dedikleri bir model var ve benim hoşuma gidiyordu. Kullanırken dimdik duruyorsun niyeyse gözüme güzel geliyor o duruş. İstediğim modelde bulduk bana uygun bir tane ve cumartesi günü aldık. Eşim hemen denememizi istedi ama ben misafir geleceğini bahane ederek bir gün daha kazandım.

Çocukluğumda binmiştim bisiklete ve severdim ama üzerinden 20 küsur sene geçtiği için korkuyordum. Cumartesiyi atlattım ama pazar günü misafirlerimiz gittikten sonra başıma dikildi ve "hadi hazırlan gidiyoruz" dedi. Ben "hayatım yorgunum, misafirlerimiz yeni gitti. zaten nerede kullanacagım önce alışmam lazım" bahaneleri öne sürsemde dinlemedi ve gittik yakındaki parka.

" Tut beni, düşeceğim, korkuyorum...." gibi saçmalıklarıma rağmen bindim ve bir iki yalpalamadan sonra baktım gidiyorum. Tabi düz gidiyorum, henüz dönüşlerim sorunlu:) Yıllar sonra binmişim bu kadarda olur dedim. Aldığım modelin freni pedallarda. Yani geri çevridiğimde duracak. Biraz zorladı öyle olması ama alıştım gibi.

Şimdi her akşam alıştırma turları yapacağız parkda. Bir hafta sonra trafiğe çıkabilirmişim:) Acaba diyorum bisikletin arkasına "dikkat acemi sürücü" yazdırsam nasıl olur? Böylelikle belki kazaları önleyebilirim:))
Geçen sene eşimin bisikletiyle çektiğim bir fotoğraf.


14 Nisan 2010 Çarşamba

Dün

Dün öğleden sonra Den Haag'da oturan bir arkadaşımla buluşacaktık. Amsterdam'daki bir üniversiteyle doktora için görüşecekti ve sonra benimle buluşacaktı. Ama işi uzadı ve görüşmemiz akşama kaldı. Nişanlısıyla bize geldiler ve yemek için nereye gidelim dedik. Aslında evin yakınlarında Türk bir restaurant açıldı ama bir türlü gidemedik. Birkaç kere niyetlendik ama hep vazgeçtik, acaba oraya gidip denesek mi derken aklıma yaban'ın ve dudu'nun söz ettikleri Maydanoz geldi. İki tane olumdu görüş aldığımıza göre oraya gidebilriz dedik ve gittik. Güzel bir yerdi. Ama benim için şöyle bir sorun var, mezelerde sarımsaksız birşey bulamadım. Tabi meze dediğin sarımsaksız olmaz ama ben sarımsaktan nefret ederim. Eve bile almam. Garsonumuzun adı Kazım'dı yanlış hatırlamıyorsam, her getirdiğinde "çok az var, bir tadın anlamazsınız bile" dedi. ama bilmiyor ki benim ne denli nefret ettiğimi:) Neyse bende ne zamandır yemediğim arnavut ciğerinden yedim. Masadaki diğer 3 kişi gelenleri beğendiğine göre güzel bir restaurant demektir:) Sık sık gideriz diye düşünüyorum çünkü sevgili kocam bir kasa efes siparişi verdi. Buradaki marketlerde bulamıyoruz ve kendisi pek sever efesi, hemen nereden aldığını sordu tabiki onlara toptan geliyormuş ama bizim için bir kasa alabileceğini belirtti ve sipariş verdik. Artık restauranta gidip bir kasa efesimizi alıp çıkabiliriz:)) Arkamızdan demiştir adam biri sarımsak yemez diğeri başka biraz yokmuş gibi efesi kasayla ister:)))
Burada gittiğimiz ikinci Türk restaurantı oldu. İlki Levant'dı. Orasını da sevmiştim ben ve hatta yediğim enginar salatasına bayılmıştım. Kullandıkları zeytinyağı soracaktım ama çekinmiştim, bir dahaki gittiğimde sorarım. Kasayla efes siparişi verdikten sonra zeytinyağı sormak ne demek:)) Levant biraz daha özel günlerde gidlebilecek gibi bence.
Onun haricinde gitmediğim ama duyduğum Türk restaurantlarını şunlar.

Orontes
40 Albert Cuypstraat, 1072CV Amsterdam
020- 67 96 225

Divan
Elandsgracht 14, 1016TV Amsterdam
020 - 626 82 39

Birde Maydanozun olduğu cadde Kilim isminde bir tane gördüm ama bilmiyorum nasıl bir yerdir. Link verme işini beceremediğim için veremiyorum, üzgünüm:(


10 Nisan 2010 Cumartesi

Londra 2

Birkaç Londra fotoğrafı daha..

















London Eye





covent garden

















London Eye















Siyah kuğu:)








6 Nisan 2010 Salı

Londra

















4 günlük paskalya tatilinde ne yapılır dedik ve bir türlü gitmek kısmet olmayan Londra'ya uçtuk. Çok yorucu ama güzel bir haftasonuydu. 2 tam günümüz vardı ve neresi önümüze çıkarsa gittik. Ayaklarımızın dayanabildigi kadar yürüdük. Metroların kapalı olduğunda otobüsleri keşfettik.
Londra'ya gitmişken müzikal izlememek olmazdı ve bizde Piccadilly Theatre'da Grease izledik.

















Hyde Park'da yürüyüş yaptık, Buckingham Sarayını (saray kısmı değil diğer ek binalar açıktı, saray kısmı maalesef yaz döneminde açıkmış), National History Museum ve The National Gallery'i gezdik.









İki günde ne yapılabiliyorsa yapabildiğimiz kadar yaptık. Ama sonbaharda sadece fotograf çekmek için gitmek istiyorum. Bu seferkiler tam turist pozları oldu:)























31 Mart 2010 Çarşamba

balkon


Haftasonu bir iki çicek daha almıştım balkonum için ve henüz dikmemiştim. Bugün onu yapayım dedim ama evde toprak yokmuş. Sanki evde sürekli toprak bulunduruyormuşuz gibi:) Yakınlardaki çicekçiye gidip aldım bir 10 litre daha, küçük balkon için galiba 40 litre toprak harcadım. Bahçem olsa neler yapardım bilmiyorum:) Geçenlerde Türk marketten kasa almıştım saksı niyetine kullanmak için. Birini maviye birini beyaza boyadım ve kuruttum ama aklımdaki gibi uygulamaya geçiremedim. İçine toprak koysam yanlardan dökülecek, naylon serip topragı döksem çok güzel görünmeyecekti. O yüzden kasalarımı sehpa niyetine kullanıyorum. Zaten havalar hala tam düzelmediği için şimdilik balkonum istediğim gibi faaliyette değil. Belki o vakte kadar başka bir fikir gelir aklıma. Çicekçiye gitmişken tabiki bir çicek daha aldım. Küçük bir kamelya vardı, açtığında çicekleri çok güzel oluyor. Bakalım bakmasını becerebilecek miyim? Çok rüzgar aldığı için balkonumuz hepsini kuytu bir köşeye yığdım, uamırm canlı kalmasını başarırlar.

30 Mart 2010 Salı

sarma


Kapalı bir havada evin içinde "acaba bugün ne yapsam" diye düşünürken briden bire gözüne Türkiye'den getirdiği yapraklar çarpar. "Acaba sarmamı yapsam" diye aklından geçirir ama üşenir. Biraz hava almaya çıkılır ve azıcık ıslanıp geri dönülür. Ocak ayında gittiğinde getirdiği yapraklar gene gözüne çarpar. Rahat durmaz yapraklar ikide bir görüş alanına girer. Canıda ister sarma yemek ama kim iç hazırlayacak, kim saracak. Offf çeker içinden. Türkiye'deyken annesi sarar ve gönderirdi. Bu yaşa gelmişti ama annesi sagolsun hiç sarmasız bırakmamıştı:) Telefonda annesiyle konuşur ve tesadüf O'da akşam için sarma sarıyordur. "Eh, bu kadar olmaz" der ve eli yapraklara uzanır. Sonunda üşengeçlikten vazgeçip sarar sarmalarını:))

27 Mart 2010 Cumartesi

kötü..

Gayet kötü bir hafta geçirdim ve biran önce bitmesini istiyorum. Türkiye'yle her konuşmamızda birilerinin rahatsızlık haberini aldım. Kesintisiz 5 gün boyunca birileri hastanelere gitti.
Önce eşimin teyzesi. Kansızlık şikayetiyle doktora gitti ve bağırsaklarında bulunan bir tümör yüzünden apar topar hastaneye yattı ve ameliyat oldu. Çok şükür yayılmadan temizleyebildiler. Düzenli kontrollede umarım tamamen kurtulur.
Uzun zamandır hasta olan halam ağırlaşmış ve hastaneye kaldırmışlar, hala orada. Yaşlıydı ve kaç senedir çekiyordu biliyorum ama ağırlaştığını duymak çok kötü.
Ablamın sebebi bulunamayan rahatsızlığı nüksetmiş ve önümüzdeki hafta hergün hastanede tahliller peşinde koşacak. Kolonoskopi, endoskopi ve bir sürü şey.
Teyzem uzun süredir ayağındaki şişmeden şikayetçiydi ama bulunamamıştı. Hala da bulunamadı sebebi ve bu hafta gittiği bir doktor, "böyle giderse kesmek zorunda kalırız" demiş. Kadının gitmediği doktor kalmadı ve nasıl bulunamıyor sebebi bilmiyorum.
Çok üzüldüğüm bir haftaydı ve umarım önümüzdeki hafta hepsinden iyi haberler alırım..