31 Ağustos 2010 Salı

can bebek

Kardeşim 3 hafta sonra evleniyor ve ben hala kendime bir giysi bulamadım. Neredeyse hergün mağazalarda giysi arıyorum. Aslında geçen haftaya kadar pek bir derdim yoktu. İzmir'e gitiğimde nişanda giymek için almıştım ama istemede yüzük takıp nişandan vazgeçtikleri için giyememiştim. Düğünde giyerim diyordum ki, İzmir'dekilerin telefon tacizleri başladı. " sen ablasın, son kardeş, son düğün, daha gösterişli birşeyler al". Aslında hala almaya pek niyetim yok ama bilmiyorum. Herkesin ne giyeceğini öğreneceğim ve ona göre karar vereceğim. Hoş burada bulamadım ve düğünden 5 gün gideceğim için İzmir'de de pek vaktim olmayacak ama bakalım.

Aslında gelmeden önce almak daha mantıklıydı ama vaktimiz olmadı. Planlarımız son anda küçük bir misafirin erken gelmesiyle değişti. Eşimin kardeşinin çocuğu olacaktı ve beklenenden 15 gün önce geldi. Bizde planları değiştirip İzmir'den paldır küldür İstanbul'a geçtik, Can bebeği görmeye. Zaten bizim Türkiye seyahatlerimiz hep oradan oraya geçer. Benimkiler İzmir'de, eşiminkiler Bursa'da ve mutlaka İstanbul'a eski muhitimize ve arkadaşlarımıza uğrarız. Sonrada vakit yetmedi diye söyleniriz:). Eşimin ailesi 10 sene olup da bizden ses çıkmayınca torun diye küçük oğullarına söylemeye başlamışlardı. Neyseki onlar çok söyletmediler ve aileyi sevindirdiler:)) Eşim amca oldum diye pek mutlu aileside büyükanne, büyükbaba olduk diye. Şimdiden valizim oyuncaklarla doldu:))Küçük Can henüz etrafını anlamıyor ama büyüyünce ne kadar sevildiğini anlayacak. Umarım mutlu ve huzurlu bir hayatı olur...

22 Ağustos 2010 Pazar

Sail Amsterdam ve Grachtenfestival
















Dün hareketli bir gündü. Gündüz gemi ziyaretlerimizi yaptık, gece de klasik müzik dinlemeye gittik. Ama sadece dinledik. Kalabalıktan sahneyi göremedik bile:)















Ayrıca, Güllüoğlu henüz açılmamış. Biz yanılmışız. Dün gece gittik, kapalıydı ama içerisi tamamlanmamış görünüyordu.

19 Ağustos 2010 Perşembe

Tatlı-ekşi




Yemeğe misafirlerim gelecekti ve ben içinde bulunduğumuz aya istinaden güllaç yaptım. Ama misafirlerim gelemedi. Ufaklık rahatsızlanmış ve erteledik. Bu durumda koca bir tepsi güllaç bize kaldı. İki kişi bir haftada ancak bitiririz bunu:) Bir dahakine evde yapmayıp Güllüoğlundan almaya karar verdim. Ne zaman açıldı bilmiyorum ama burayada bir şube açmışlar. Henüz gidip ziyaret etmedik ama Türkiye'de ürünleri güzel olduğuna göre burada da güzeldir diye düşünüyorum. Bahaneyle denemiş olacağız.



Dün postayla KLM'den beklediğimiz valiz etiketlerimiz gelmiş. Facebookda bir uyğulamaları vardı. İstediğiniz fotoğrafı yüklüyorsunuz ve bilgilerinizi giriyorsunuz, size etiket olarak gönderiyor. ikişer tane. Türkiye'ye gitmeden göndermiştim, gelmesi 4-5 haftayı buluyor. Güzel olmuşlar.



Tabi bunları alınca THY'ye olan kızğınlığım geldi gene aklıma. Türkiye gidiş gelişlerimizde hep Thy'yi kullanırız ve bugüne kadarda bir sorun olmamıştı. Bu gelişimizde, İzmir-Sabiha Gökçen-Amsterdam aktarmalıydı. Gidiş ve geliş. Gidişlerde bir sorun yoktu. Dönüşte, checkin yaptırırken gördükki uçağımız Anadolu Jet olarak değiştirilmiş. Hadi dedik, uğraşmayalım onunla gelelim. İzmir'den rötarlı kalktı uçağımız ve İstanbul'da koştur koştur yetiştik. Otobüsle uçağa gittik ve ne görelim. Uçak ne Thy'nin uçağı ne de Anadolu Jetin. Sky diye bir firmaya ait, kiralanmış eski bir uçak. Tabi bizim giib herkes soru sormaya başladı ama yetkili yok. Yani hostesler ve yer görevlisi var. İkiside Thy'nin elemanı değil. Bir sürü tartışmadan sonra 1.5 saat rötarlı kalktık. Rahat ve sorunsuz geldik ama servis olarak hiçbirşey yoktu. Müzik yada tv yayını yok. İçecek olarak sadece çay ve portakal suyu var. Charter sefer gibi birşeydi. Gelince Thy'nin sitesinden şikayet maili attım ama bana geri dönüş yapmadılar. Hoş dönseler bile ne diyecekler ama insan açıklama bekliyor. Bugüne kadar hiç sorunumuz olmamıştı Thy ile ama hep duyardık. Demek doğruymuş..

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Gay Pride
















Türkiye'den döneli 2 gün oldu ve ayağımızın tozuyla "Gay Pride" izledik. Havanın yağmurlu olması ve düzgün yer bulamamam fotoğraf çekmemi etkiledi ama genede değişik bir gündü.

27 Temmuz 2010 Salı

Bursa

Neredeyse 1.5 aydır Türkiye'deyim, ancak bugün fotoğraf çekebildim. Onlardan birkaçı..
















6 Temmuz 2010 Salı

Sıcak


İnsanoğlunun hiçbirşeyden memnun olmadığını birkez daha anladım. Hollanda'dayken güneş açsın hava ısınsın der dururdum şimdi İzmir'deyim ve sıcaklardan ölüyorum. Döndüğümde anlayacağım kıymetini ama şimdi tek yaptığım söylenmek. Yıllarca İzmir'de yaşadım bu kadar sıcak gelmemişti. Galiba soğuk iklime alıştım şimdi fazla geliyor.
Bu yaz bir tuhaf zaten. İzmir'e geldim ve kardeşimin evleneceğini öğrendim. Gerçi biliyordum kız arkadaşının olduğunu ama bu kadar çabuk olacağından haberim yoktu. Geçen hafta istemeye gitti annemler, ben nasılsa nişan olacak dedim ve İstanbul'a gitmek gözümde büyüdüğü için gitmedim. Ama istemeye gittiklerinde, iki kere İzmir'den gel git olmasın diye yüzükde taktılar.
Bu durumda ben kötü görümce konumuna düştüm. İzmir'deyim ve keyfimden kardeşinin sözüne gitmedim. Çeşme'de kızlarla tatil yaptım. Kızla hiç tanışmadan verdiğim izlenim biraz bencilce oldu. Ama benim hatam değil. 20 gün sonrada nişanı yapacagız dediler bana sonradan vazgeçmişler. Tabi ben o arada hazırlıksız geldiğim için kendime nişanda giymek üzere elbisede almıştım. Şimdi elbise elimde kaldı. Bakıp bakıp duruyorum nerede giyebilirm diye. Düğün için hafif günlük kullanım için ağır bir elbise. En iyisi birgün giyip rastgele bir nişana gideyim:))
Üzücü bir haberde aldım. Şu günlerde düğünü olması gereken arkadaşlarımız ayrılmış. Çok üzüldüm onlar için. Evlerini hazırlamışlardı, gelinlik işini beraber bakmıştık ama orada tek başlarına birşeyleri yapmaya çalışırken biraz karıştılar galiba. Düğün zamanı hep stres olur, yabancı bir yerde galiba bu biraz daha fazla oldu. Biraz sakinleşip düşünmelerini söyledim ama umarım onlar için en hayırlısı olur. Hollanda'daki arkadaşımı da kaybetmiş oluyorum bu durumda. Bu da ayrıca üzüyor beni.
Geldiğimden beri fotoğraf çekmedim. Sıcaklarda makinayı bile taşımaya üşeniyorum. Çantaya atmalık küçük birşey almam lazım benim. Kocaman makinayla sıcakta dolaşmıyorum ben. Gerçi elinde kocaman objektifleriyle Pasaportta fotoğraf çekenleride çok kıskanıyorum. Sözde İzmir'in ara sokaklarında çekimler yapacaktım. Ekime bıraktım çekim işlerini. En azından havalar iyi olur. Geçen seneden kalma İzmir fotoğraflarından koyayım bari:)

17 Haziran 2010 Perşembe

Doğumgünüm







Dün doğumgünümdü ve en kötü doğumgünlerimden biriydi. Çünkü 2 gündür hasta yatıyorum. Bu havada bile böyle ateşlenip, burnumum ayrı gözümün ayrı çeşme gibi akmasını becerdim ya ne diyeyim kendime. Nasıl yapıyorum bilmiyorum ama en olmadık zamanlarda hastalanabiliyorum. Temmuz sıcagında İzmir'de de ateşlenmiş ve bir hafta yatmıştım. Hasta yattığımı saymaksak çok da kötü değildi galiba. Genelde herkes hatırladı ve aradı. Eşim de iyileşeyim diye elinden geleni yapıyor. Ben de biran önce toparlanmak istiyorum çünkü pazar günü kısmetse İzmir'e gideceğim. Hasta hasta yolculuk hiç çekilmez. Ayrıca daha hediye alacaklarım var, düzelip alışveriş yapmam lazım. Kocama birşeyler yapıp bırakmam lazım. Düzelip işlere koyulmam lazımmmmmm.
Dün doğumgünümdü ve ben 38 e girdim. Yani 40 oldum neredeyse. Arada panik yapıyorum, "yaşlandım eyvah" diye arada da "olması gereken bu" diye kabulleniyorum. Aynaya baktığımda yaşımı göstermediğimi düşünüyorum. Ama kendimi incelemeye başladığımda saçımdaki beyazların son bir senede korkunç arttığını görüyorum. Gözlerimin altlarının torbalandığını ve kırışıklıkların daha belirginleştiğini. Sonra da " insanların saçları 20 sinde de beyazlıyor, senin yeni oldu boşver. Boyarsın olur biter" diyorum. "Kırışıklıklarda çok gülmekten oluyor" diye kendi kendimi kandırıyorum. Yani ikizler burcunun özelliği gibi bir öyleyim bir böyle. Bir tarafım "40 olsan ne olur, sen gene güzelsin hayat güzel" diyor. Diğer tarafım, "artık yaşlandığını kabul edip ona göre davranmalısın" diyor. Galiba ilkini tercih edeceğim ben:)
Şu ana kadar yaşımı doğru tahmin eden olmadı. Eğer birgün birisi tam yaşımı bilirse, "yaşlanmışım" diyeceğim. Kendimi kandırma yöntemlerimden birisi daha:) Aslında bir taraftan da biran önce 40 olmak istiyorum. Tuhaf ama bir şekilde 40 yaşında hayattn istediğim herşeyin gerçekleşeceğini düşünüyorum. Olmazsa ne olur, birşey olmaz ama ben olacağını düşünüyorum.
Kıssadan hisse, gençlik geride kaldı ve ortayaşlı sayılırım. Eğer ben kendimi öyle hissetmiyorsamda yaşa takılmanın bir anlamı yok. Günleri huzurlu ve mutlu geçirmek daha önemli.
Yazıya fotoğraf eklemesem olmaz:) Kayıklı olan bana göre yaşlanmayı temsil ediyor, diğeri ise her zaman neşeyi ve mutluluğu...